Daha Uyanmadı Komşular

daha-uyanmadi-komsular

Yağmur var,
Çok sevdiğim rüzgar da,
Bugün Pazar,
Daha uyanmadı komşular,
Damların üzerinde kuşlar,
Daha rahatlar,
Radyolarda eski şarkılar çalıyorlar bu saatlerde,
Gönül penceresinden ansızın bakıp geçenlere doğru,
Yağmur da var,
Çok sevdiğim rüzgar da,
Daha uyanmadı komşular,
Bugün Pazar,
Ve ben seni çok özledim.
Dışarı çıkmak istiyor canım,
Tek başına haytalık etmek,
Islanmak Pazar sabahında yağmurda,
Boş caddelerde dolaşmak,
Vitrinlerine bakmak mağazaların,
Sinemaların afişlerine,
Sokakların isimlerine,
Telefon kulübelerinde uyuyan çocuklara,
Bir merhaba demek sessizce.
Sahilde martılara simit atmak,
Otobüslerin ilk seferlerine binmek,
Gitmek istiyor canım,
Hayatın gittiği yere,
Islık çalıp şarkılar uydurmak kendi kendine,
Fırından taze ekmek alıp,
Buğusunu çekmek içine,
Ve ben seni çok özledim.
Tam böyle bir şey,
Çiçeğe su yürümesi,
Bebeğin ağlaması,
Toprağın uyanması,
Yağmurun yağması,
Ateşin sıcağı,
Bu Pazar sabahı,
Tam böyle bir şey.
Bir sabahçı kahvesine uğramak,
Bir bardak çay,
Taze dem kokusu,
Hayatın atardamarlarında dolaşmak,
Bölmeden şehrin uykusunu.
Bir Şiir yazmak,
Pazar bulmacasının boş karelerine,
Şiirde tam da bunu anlatmak delice,
Tam böyle bir şey,
Hesapsız, gölgesiz, bedelsiz, kimsesiz,
Bir şiir yazmak,
Bir bardak çay içmek,
Sokaklarda gezmek,
Yağmurda ıslanmak,
Ve ben seni çok özledim…

Yalnızlık

yalnizlik1.jpg

Yalnızlık mezar taşı gibidir.

Kimsesiz bir mezar taşı.

Ne bayramlarda bir geleni vardır, ne de bir güvercin konar üzerine.

Sadece bekler yalnız olan.

Gece çisil çisil günün yağmasını bekler.

Beklemek bazen o kadar zor gelir ki kaçmak istersin bu şehirden.

Tüm kalabalığın arasından sıvışmak istersin gizlice.

Bu gece hep beraber sıvışıyoruz yalnızlığımızdan…

Gün yağarsa geceye bir yalnızlığın daha sonuna gelinir…

Yaşamak Denirse

yasamak-denirse.jpg

Tam göğsünüzün ortasında bir yeriniz acıyacak. Evinizin sizi içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksiniz. Sokağa fırlayacaksınız. Sokaklar da dar gelecek. Tıpkı vücudunuzun yüreğinize dar geldiği gibi…

Ne denizin mavisi açacak içinizi, ne pırıl pırıl gökyüzü. Kendinizi taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksiniz. Birileri size bir şeyler anlatacak durmadan. ‘‘Önemli olan sağlık.” “Yaşamak güzel.” ‘‘Boş ver, her şey unutulur.”

Siz hiçbirini duymayacaksınız. Gözyaşlarınızdan etrafı göremez hale geleceksiniz.
Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksiniz. Hep ondan bahsetmek isteyeceksiniz. ‘‘Ölüme çare bulundu” ya da ‘‘Yarın kıyamet kopacakmış” deseler başınızı kaldırıp ‘‘Ne dedin?” diye sormayacaksınız. Yalnız kalmak isteyeceksiniz. Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak…

İkisi de yetmeyecek. Geçmişi düşüneceksiniz. Neredeyse dakika dakika. Ama kötüleri atlayarak. Onunla geçtiğiniz yerlerden geçmek isteyeceksiniz. Gittiğiniz yerlere gitmek. Bu size hiç iyi gelmeyecek. Ama bile bile yapacaksınız…

Biri size içinizdeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksınız. Aslında kurtulmak istediğiniz halde, o acıyı yaşamak için direneceksiniz. Hayatınızın geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksiniz. Aksini iddia edenlerden nefret edeceksiniz. Herkesi ona benzetip. Kimseyi onun yerine koyamayacaksınız. Hiçbir şey oyalamayacak sizi. İlaçlara sığınacaksınız. Birkaç saat kafanızı bulandıran ama asla onu unutturmayan. Sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren…

Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek. Boğazınız düğümlenecek, dinleyemeyeceksiniz. Uyumak zor, uyanmak kolay olacak. Sabahı iple çekeceksiniz. Bazen de ‘‘Hiç güneş doğmasa” diyeceksiniz. Ne geceler rahatlatacak sizi ne gündüzler. Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksiniz…

Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önünüze çıkana sarılmak isteyeceksiniz. Nafile. Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek. Rüyalar göreceksiniz, gerçek olmasını istediğiniz. Her sıçrayarak uyandığınızda onun adını söylediğinizi fark edeceksiniz…

Telefonun çalmasını bekleyeceksiniz. Aramayacağını bile bile. Her çaldığında yüreğiniz ağzınıza gelecek. Ağlamaklı konuşacaksınız arayanlarla. Yüreğiniz burkulacak. Canınız yanacak. Bir daha sevmemeye yemin edeceksiniz. Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinizden. Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksınız. Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğiniz için kendinizden nefret edeceksiniz…

Yaşadığınız şehri terk etmek isteyeceksiniz. Onunla hiçbir anınızın olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek. Ama bir umut. Onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu. Bu umut sizi gitmekten alıkoyacak. Gel gitler içinde yaşayacaksınız.

Tabi buna yaşamak denirse…