Kahve

Her kahve aynı tadı taşımaz…

Nerede içiyorsan, kiminle içiyorsan ona göre değişir…

Sahilde oturduğun rüzgarlı bir sonbahar günü, en sevdiğin dostun ağlarken içtiğin kahvenin tadı kederlidir…

Kahve telvesine yüreğinin acısı karışır…

Bir pazar öğle sonrası annenin “hadi bir kahve yap da içelim” dediği kahve huzurludur… Köpükler annenin göz bebeklerine yansır… Dudağının kıyısında kalan küçük bir gülümsemedir…

Dostlarla içilen kahve neşedir… Kahkahalar köpüklerin üzerinde yüzer…

Tek başına gece vakti balkonda içtiğin kahve yalnızlıktır… Acıdır tadı… Ama garip de bir keyfi, lezzeti vardır…

Baban için yaptığın kahve sevgi doludur… Çay bardağında, az şekerli… Kahve gibi görünmez sana… Ama sıcaktır dumanı tüter ve kokusu büyülüdür…

Beklemediğin bir anda sana uzatılan kahve başkadır… Isıtır insanın içini…

Yorgun olduğunda içtiğin kahve hafifletir seni… Kendine getirir, unutturur günün ağırlığını…

Kahve aynı kahvedir belki… Köpüğüyle, rengiyle, dumanıyla aynı kahvedir ama içilen kahveler ruhunun süzgecinden geçer ve tadları değişir…

Her kahve aynı değildir bu yüzden…

Kahvenin dumanındaki 40 Yıllık Hatır kokusunu yüreğine çekenler beri gelsin,

Bize gelsin…

Saka Kuşu

saka-kusu

Bir gün Yavuz Sultan Selim pazarın birini gezmeye karar verir ve saka kuşlarının satıldığı bir tezgaha yönelir.

Bütün sakalar 1 altındır fakat bir tanesi ayrı bir kafes içinde ve 50 altındır.

Yavuz Sultan Selim sorar:

-Bunlar 1 altın da bu neden 50 altın?

Satıcı:

-Hünkarım 50 altınlık olan ötüşüyle diğer saka kuşlarını kendine çeker ve yakalanmalarını sağlar.

Yavuz Sultan Selim 100 altını çıkarıp adama verir ve ver o kuşu bana der.

Herkes şaşkınlık içinde ne yapacak acaba koca padişah bir saka kuşunu diye düşünürken,

Yavuz Sultan Selim kuşun kafasını tuttuğu gibi gövdesinden ayırı verir ve der ki:

-KENDİ IRKINA İHANET EDENİN SONU BUDUR!!!

Daha Uyanmadı Komşular

daha-uyanmadi-komsular

Yağmur var,
Çok sevdiğim rüzgar da,
Bugün Pazar,
Daha uyanmadı komşular,
Damların üzerinde kuşlar,
Daha rahatlar,
Radyolarda eski şarkılar çalıyorlar bu saatlerde,
Gönül penceresinden ansızın bakıp geçenlere doğru,
Yağmur da var,
Çok sevdiğim rüzgar da,
Daha uyanmadı komşular,
Bugün Pazar,
Ve ben seni çok özledim.
Dışarı çıkmak istiyor canım,
Tek başına haytalık etmek,
Islanmak Pazar sabahında yağmurda,
Boş caddelerde dolaşmak,
Vitrinlerine bakmak mağazaların,
Sinemaların afişlerine,
Sokakların isimlerine,
Telefon kulübelerinde uyuyan çocuklara,
Bir merhaba demek sessizce.
Sahilde martılara simit atmak,
Otobüslerin ilk seferlerine binmek,
Gitmek istiyor canım,
Hayatın gittiği yere,
Islık çalıp şarkılar uydurmak kendi kendine,
Fırından taze ekmek alıp,
Buğusunu çekmek içine,
Ve ben seni çok özledim.
Tam böyle bir şey,
Çiçeğe su yürümesi,
Bebeğin ağlaması,
Toprağın uyanması,
Yağmurun yağması,
Ateşin sıcağı,
Bu Pazar sabahı,
Tam böyle bir şey.
Bir sabahçı kahvesine uğramak,
Bir bardak çay,
Taze dem kokusu,
Hayatın atardamarlarında dolaşmak,
Bölmeden şehrin uykusunu.
Bir Şiir yazmak,
Pazar bulmacasının boş karelerine,
Şiirde tam da bunu anlatmak delice,
Tam böyle bir şey,
Hesapsız, gölgesiz, bedelsiz, kimsesiz,
Bir şiir yazmak,
Bir bardak çay içmek,
Sokaklarda gezmek,
Yağmurda ıslanmak,
Ve ben seni çok özledim…