Lık Zamanı

Bir kere aşık olmuşsanız artık sizin için “lık” zamanıdır…

Biten bir karan-lık, doğan bir aydın-lık, başlayan bir kıskanç-lık,

Devam eden bir hayran-lık, atasözleri bile der; saman-lık olur seyran-lık,

Artık gitmiştir yalnız-lık, kurtulamaz bir daha insan ”-lık” zamanından,

En sonunda olsa da ayrı-lık…

Yeter ki sonunda olmasın pişman-lık…

En Son Ne Zaman Sevdin

en-son-ne-zaman-sevdin

En son ne zaman bir kadını sevdin?

Ama öyle öptün, sarıldın, uyudun falan değil; en son ne zaman bir kadını gerçekten sevdin?

Kaybetmekten korkarak, yanındayken bile özleyerek, deli gibi kıskanarak, koruyup kollayarak…

Delikanlı adam korkmaz diye bir şey yok. Korkacaksın..! Sevdiğin kadını kaybetmekten korkacaksın, kıskanacaksın da… Sokakta elinden tutacaksın, tanıdığın herkesle onu tanıştıracaksın. “İşte benim hayatım bu!” der gibi tanıştıracaksın. Güzel bir kadın sevmek istiyorsan onu gülümseteceksin. Çünkü dünyanın en güzel kadını mutlu bir kadındır.

Bu yüzden; kirpiklerini sev bir kadının, avuç içlerini, makyajsız yüzünü, uyku sersemliğini…

Saçlarını kesen bir kadının çektiği acıyı anlayabilecek kadar sev bir kadını.

Ve asla bir kadının saçlarını kesmesine sebep olma…

Birinin Sevgilisi Olmak

birinin-sevgilisi-olmak.jpg

Başka hiç kimse tarafından dokunulmamak, konuşulmamak, bakılmamak hatta! Biraz korunmak, biraz şımarmak, bir kaç çeşit yemek yapmak…

İstiklal caddesinde sıkı sıkı elini tutmak, belki film izlemek ama mutlaka çekirdek çitlemek ve bir yerlerde çay içmek. Pazar sabahı kahvaltısı yapmak uzun uzun…

Sahilde yürüyüş yapmak gibi küçük ama zor heveslerim var! Kek yapmayı da öğrenmek lazım aslında bir ara!

Sabahları uyandığımda “günaydın sevgilim” mesajları görmek istiyorum telefonumda. Gün içinde özlediğim birisi olsun istiyorum. Özlemek istiyorum birini.
Çok özlersem dayanamayıp gidip sarılmak istiyorum. Dayanamamak istiyorum! Çalışırken, düşünmek istiyorum sonra onu! Aklımda olduğu için gülümsemek istiyorum ara ara. Gülümsediğim için daha çok çalışmak…

Birini sevmek istiyorum; hiç kimseyi sevmediğim gibi, biri sevsin istiyorum beni, hiç sevilmediğim gibi…

Biri o kadar çok sevsin ki beni, hatalarımı da sevsin istiyorum! O kadar çok sevsin ki; hata yapmaktan ödüm kopsun! Kıskansın istiyorum biri beni! Sorsun istiyorum “neredesin” diye, “Hımm kim aradı bakayım” diye! Ben sormam ama, korkmasın. O sorsun. Biliyor musun ne oldu?” ile başlayan heyecanlı cümlelerimin sonuna kadar tahammül etsin istiyorum biri bana. Mutlaka ipe sapa gelmez bir şey olmuştur ama dinlesin sonuna kadar. Ya bir yavru kedi macerası ya da işte ona benzer bir şeyler olmuştur. Ben de her seferinde sanki bahçeyi kazmışımda hazine bulmuşum gibi heyecanla ve öneminin üzerine basa basa anlatırım ya, dinlesin işte. “Ya, evet, çok mühim bir şeyler olmuş” falan desin bir de sonunda…

Birinin elini tutmakla, birinin elini, sıkı sıkı tutmak arasında çok fark var! Ya tutarsın ya da tutmazsın ya da, tutmuş gibi yaparsın işte. Ben yapmam! Bunu zaten bilirsin. Kimin elini tutacağını yani. Deneyerek bulmazsın. Sadece bilirsin. Bilmek! Açıklaması yok. Ve ben elini sıkı sıkı tutmayacağımı bildiğim hiç kimseyle İstiklal caddesine gitmeyeceğim! Heyecanla ve özene bezene olmadıktan sonra kimseye yemek yapmayacağım! Repliklerin bir anlamı yoksa, kimseyle film seyretmeyeceğim.

Zaten çekirdeği ve çayı unutsun bile, asla olmaz…