Mutlu Olamazsın

mutlu-olamazsin

Senin elinde mutlu olmak için bir fırsat var ve senin kafan başka yerde olduğu için bu fırsatı değerlendirmeyi düşünmüyorsun bile…

Aranızda kelepçe bile olsa, onunla yakınlaşamazsın.
Armağan ne kadar değerli olursa olsun, onu almamalısın.
Düzelir her şey elbet bir gün, ama bil ki, canın yanmadan mutlu olamazsın…

Bana Bir Şimşek Çak

bana-bir-simsek-cak.jpg

Bana bir şimşek çak,
Ortalık fena karanlık,
Yüreğim örtülüyor,
Ağır bir dalgınlığa genişliyorum,
Durmadan değişen o mevsimde,
Dağlarda kalın,
Omuz omuza bulutlar,
Çok fena kalabalık,
Ellerim çıplak.

Bana bir şimşek çak,
Kötü bir tuzaktayım,
Bilmem ne yapsak,
Aklımda fikrimde onlar,
Yaşlı ve genç,
Erkek ve kadın,
Korkularıma tutsak…

Bana bir şimşek çak,
İçim içime sığmıyor artık,
Vahim bir çağrışımdan,
Daha vahimine atlamaktayım.

Bana bir şimşek çak,
Belki fena halde,
Yanılmaktayım,
O ince kız çocuğu,
Gün doğmadan her sabah,
Bir hapisaneden bir nezarethaneye,
Kelepçeli götürülüyor,
Dudakları titrek,
Gözlerinde buğu,
Bilmem ki nasıl anlatayım,
Bağışlanmaz suçu dünyayı sevmek,
Bir de o,
Adını bile bilmediği,
Kıvırcık saçlı ‘devrimci’ öğrenciyi,
Fakülte kapısında vurulmuş,
Yağmurun altında, çıplak.

Bana bir şimşek çak,
Çok yanlış anlaşılmaktayım,
Hesabım yanlış bir mahkemede görülüyor,
İçimdeki zemberek,
Boşandı boşanacak,
Yaşamak mı gerek,
Yoksa unutmak mı,
Şaşırmaktayım,
Galiyef yoldaş ne olacak,
Galiyef yoldaş sibirya sürgünü,
Sanki yalın bir bıçak,
Kayarak,
Bir kırlangıç hızıyla,
Bulutların arasından,
Karanlığın böğrüne saplanacak.

Galiyef yoldaş ne olacak,
Galiyef yoldaş sibirya sürgünü,
Elinde bir mektup eski yazıyla,
Artık yüzünü bile unuttuğu,
Karısından,
Burnunda sadece kokusu var,
İlkbahar kadar müşfik,
Sonbahar kadar yumuşak.

Galiyef yoldaş ne olacak,
Avrasyada hala mazlumların uğultusu,
Kısa bozkır atlarının nallarından,
Gizli kıvılcımlar ki etrafa saçılıyor,
Azadlık mermileridir,
Çekirdekleri çelik,
Cehennem gibi sıcak.

Bana bir şimşek çak,
Sala veriliyor görünmez minarelerden,
İzmir de istibdat’ı yaşamaktayım,
Bir yangın soluğu sokak içlerinden,
Kordonboyunda muzaffer atlılar,
Fahrettin paşanın süvarisi.

Bana bir şimşek çak,
Yolumu aydınlatacak,
Gazi’nin gözlerinden,
Mavi bir şimşek,
Kuva-yı milliye mavisi,
Aynı emaneti taşımaktayım,
‘Hürriyet ve istiklal benim karakterimdir’,
Çünkü hain sinsi ve korkak,
Aynı düşmana karşı,
Savaşmaktayım.

Kimi Sevdiysem Gitti

kimi-sevdiysem-gitti

Hatırlıyorum da bundan çok zaman önce birini sevmiştim ama sadece sevmiştim asla sevilmemiştim. Gidişinde elveda diyerek terk etmişti beni. İşte o zaman anlamıştım ellerime kelepçe takıldığında elvedaları…

Olayın aslına gelirsek, yani terk edilmenin yarı yolda bırakmanın. Hiçbir zaman suçu sevdiğimizde değil de kendimizde aramıştık. Ne oldu ne yaptım ben yine gibisinden haklı olduğumuzu bile bile her defasında özür dilediğimiz için terk edilmiştik belki de… Ya da şöyle bir şeyde olabilir çözemedim. Henüz yine suçu onda değil de kendimde aradığım içindir belki de. Param olmadığı içindir belki güzel yemekleri, en şık elbiseleri ona alamadığım içindir veya onun yanında çok çirkin kalmıştım, kendime harbiden hiç bakmıyordum hep evi düşündüğümden olsa gerek buda…

Hiçbir zaman aklımın ucundan geçirmezdim canımdan çok bir kızı seveceğimi. Korkulan başa gelir dedikleri bu olsa gerek. Hiç bir zaman çözemiyordum. Çocukken annemle bakkala çıktığımda sokak köşelerinde içen şarapçıları, anne bunlar neden böyle hep buradalar dediklerimde sus seni çağırdıklarında asla yanlarına gitme derdi bundan ta 5 6 sene önce annem bana…

Şimdi her şeyi büyüdükçe farkına vardım. O köşe başında içenlerden biri oldum işte. Önümden anneleriyle geçen çocuklar tıpkı benim anneme sorduğum soruyu soruyorlar annelerine. Şimdi neden içtikleri meselesine gelelim. Mutluluğu hiçbir zaman başkaları gibi bacak arasında aramadıkları için veya hiçbir kızın duygularıyla oynayacak kadar düşmedikleri için. Tek yaptım ve becerdiğim olay sevmekti sadece. Sevmek, vallahi billahi senden başka bir kıza yan gözle baktıysam en adi şerefsizim diyecek kadar çok sevdik biz bazılarını…

Her gece yazıyorum ama bir türlü kendimi sana ifade edemiyorum veya sen anlamak istemiyorsun. Gece demişken uykuda sizin sülaleden herhalde, senin bana gelmediğin gibi oda gelmiyor işte. Oda terk etti herhalde beni, ne dersin?

Şimdi ben seni her gözden sakınırken kimler, hangi piçler, hangi veletler o gözlerinin içine doya doya bakıyor veya elini tutmaya utanırken kimlerin yanında kimlerin kucağında oturuyorsun sen… Çoğu gitti azı kaldı yeminle. Canımı fazlasıyla sıkıyorsun, hep bana kötü gözle bakıyorsun, hep beni itiyorsun, beni kötü yola sokuyorsun… Ben seni sadece sevmek istiyorum, küfürler etmek istemiyorum, ben sana kıyamıyorum. İşte ettiğim her küfür yüzünden o yüzün gülen resimlerine bakmaya utanıyorum… Peki, sen utanıyor musun benim elimden başka elleri tuttuğun için veya özlüyor musun beni? Özlüyorum de, Allah aşkına özlüyorum de, yapamıyorum de, gitme bir daha de, gelmezsem koşarak yanına namerdim işte… Her neyse… Sen bugün de gelmedin işte, tıpkı uykumun gelmediği gibi. Sarıl o yanında ki çocuğa şimdi. Sarıl demişken şuan benim sardığım sigara gibi sağlam sar onu bedenine… Olur mu?