Koyusunda Kaybolacağım

koyusunda-kaybolacagim.jpg

Sen hiç gözün yaşarmasın diye,

Derin derin nefes alıp,

Gökyüzüne baktın mı?

Acın ne kadar büyük olursa olsun,

Hayatına devam etmek zorunda kaldın mı?

İnsanlar böyledir işte,

Daha önce hiç canları yanmamış gibi,

Yakarlar insanın canını…

O yüzden şimdi bana bir çay koy,

Koyusunda kaybolacağım demde olsun lütfen…

Yaşamak Denirse

yasamak-denirse.jpg

Tam göğsünüzün ortasında bir yeriniz acıyacak. Evinizin sizi içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksiniz. Sokağa fırlayacaksınız. Sokaklar da dar gelecek. Tıpkı vücudunuzun yüreğinize dar geldiği gibi…

Ne denizin mavisi açacak içinizi, ne pırıl pırıl gökyüzü. Kendinizi taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksiniz. Birileri size bir şeyler anlatacak durmadan. ‘‘Önemli olan sağlık.” “Yaşamak güzel.” ‘‘Boş ver, her şey unutulur.”

Siz hiçbirini duymayacaksınız. Gözyaşlarınızdan etrafı göremez hale geleceksiniz.
Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksiniz. Hep ondan bahsetmek isteyeceksiniz. ‘‘Ölüme çare bulundu” ya da ‘‘Yarın kıyamet kopacakmış” deseler başınızı kaldırıp ‘‘Ne dedin?” diye sormayacaksınız. Yalnız kalmak isteyeceksiniz. Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak…

İkisi de yetmeyecek. Geçmişi düşüneceksiniz. Neredeyse dakika dakika. Ama kötüleri atlayarak. Onunla geçtiğiniz yerlerden geçmek isteyeceksiniz. Gittiğiniz yerlere gitmek. Bu size hiç iyi gelmeyecek. Ama bile bile yapacaksınız…

Biri size içinizdeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksınız. Aslında kurtulmak istediğiniz halde, o acıyı yaşamak için direneceksiniz. Hayatınızın geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksiniz. Aksini iddia edenlerden nefret edeceksiniz. Herkesi ona benzetip. Kimseyi onun yerine koyamayacaksınız. Hiçbir şey oyalamayacak sizi. İlaçlara sığınacaksınız. Birkaç saat kafanızı bulandıran ama asla onu unutturmayan. Sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren…

Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek. Boğazınız düğümlenecek, dinleyemeyeceksiniz. Uyumak zor, uyanmak kolay olacak. Sabahı iple çekeceksiniz. Bazen de ‘‘Hiç güneş doğmasa” diyeceksiniz. Ne geceler rahatlatacak sizi ne gündüzler. Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksiniz…

Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önünüze çıkana sarılmak isteyeceksiniz. Nafile. Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek. Rüyalar göreceksiniz, gerçek olmasını istediğiniz. Her sıçrayarak uyandığınızda onun adını söylediğinizi fark edeceksiniz…

Telefonun çalmasını bekleyeceksiniz. Aramayacağını bile bile. Her çaldığında yüreğiniz ağzınıza gelecek. Ağlamaklı konuşacaksınız arayanlarla. Yüreğiniz burkulacak. Canınız yanacak. Bir daha sevmemeye yemin edeceksiniz. Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinizden. Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksınız. Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğiniz için kendinizden nefret edeceksiniz…

Yaşadığınız şehri terk etmek isteyeceksiniz. Onunla hiçbir anınızın olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek. Ama bir umut. Onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu. Bu umut sizi gitmekten alıkoyacak. Gel gitler içinde yaşayacaksınız.

Tabi buna yaşamak denirse…

Bir Derdim Var Benim

bir-derdim-var-benim.jpg

Hüznüme hüzün katan, dünyayı gözümde küçülten, görülmeyen bir derdim var benim.

Yazı kış yapacak, başı taş edecek, saçı beyaza çevirecek bir derdim var benim.

Bağları kurutacak, ciğerleri yakacak, gecenin körü de olsa uyutmayacak bir derdim var benim.

Anlatsam da anlaşılmayacak, sussam kağıtları yakacak, tanımı yapılmayacak bir derdim var benim.

Kapılara baksam hepsini kapatacak, yıldızlara baksam hepsini karartacak, onsuz lokma yesem boğazımda kalacak bir derdim var benim.

Gitse de, gelse de yakacak, ALLAH demeden geçmeyecek, ancak mezar taşıma yazılacak bir derdim var benim…