Sen Beni O Zaman Gör

sen-beni-o-zaman-gor.jpg

Hele bir ışıklar sönsün,
Hele bir kapansın kapılar,
Sular durulsun,
Bıçak atacağım daha 12’den…

Kısa devre yapsın kalbim,
Ellerim inatla dökülsün cigaraya,
Dağlarda ay büyüsün,
Sular köpürsün,
Sen beni o zaman gör…

Hele küssün meydanlar,
Dehşetin oğlu gülsün,
Ağır bir köpek karanlığı,
Ve tüm mayınlar patlasın,
Sen beni o zaman gör…

Kaldırımlara yağmur dökülsün,
Dağılsın dişlerim de gülüşler,
Kaybettiklerim bir dönsün,
Sen beni o zaman gör…

Yalnızlık ne demek,
Kül olsun uykular,
Kuşlar silinsin gözlerimden,
Sen beni o zaman gör…

Saçlarımda kırılsın kar,
Baştan çizilsin uçurumlar,
Kırılsın camlar,
Sen beni o zaman gör…

Anne

anne.jpg

Bırak kalsın masada ekmek,
Testide su,
Ayna puslu, pencere camı kirli.
Bırak kalsın saçların dağınık,
Gözlerin uykulu.
Saksıdaki çiçek susuz, kedi,
Yalını bekler bir köşede.
Bırak kalsın meyve ağaçta,
Kırlangıç havada,
Dama düşen ince yaz yağmuru…
Yoruldun artık, bütün gün,
Didinip durdun,
Toprak bile, gök bile, deniz bile,
Bir yerde yorulur.
Bırak kalsın süpürge duvarda,
Sabun kovada,
Anne, gel yanıma otur…

Yaşamak Denirse

yasamak-denirse.jpg

Tam göğsünüzün ortasında bir yeriniz acıyacak. Evinizin sizi içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksiniz. Sokağa fırlayacaksınız. Sokaklar da dar gelecek. Tıpkı vücudunuzun yüreğinize dar geldiği gibi…

Ne denizin mavisi açacak içinizi, ne pırıl pırıl gökyüzü. Kendinizi taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksiniz. Birileri size bir şeyler anlatacak durmadan. ‘‘Önemli olan sağlık.” “Yaşamak güzel.” ‘‘Boş ver, her şey unutulur.”

Siz hiçbirini duymayacaksınız. Gözyaşlarınızdan etrafı göremez hale geleceksiniz.
Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksiniz. Hep ondan bahsetmek isteyeceksiniz. ‘‘Ölüme çare bulundu” ya da ‘‘Yarın kıyamet kopacakmış” deseler başınızı kaldırıp ‘‘Ne dedin?” diye sormayacaksınız. Yalnız kalmak isteyeceksiniz. Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak…

İkisi de yetmeyecek. Geçmişi düşüneceksiniz. Neredeyse dakika dakika. Ama kötüleri atlayarak. Onunla geçtiğiniz yerlerden geçmek isteyeceksiniz. Gittiğiniz yerlere gitmek. Bu size hiç iyi gelmeyecek. Ama bile bile yapacaksınız…

Biri size içinizdeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksınız. Aslında kurtulmak istediğiniz halde, o acıyı yaşamak için direneceksiniz. Hayatınızın geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksiniz. Aksini iddia edenlerden nefret edeceksiniz. Herkesi ona benzetip. Kimseyi onun yerine koyamayacaksınız. Hiçbir şey oyalamayacak sizi. İlaçlara sığınacaksınız. Birkaç saat kafanızı bulandıran ama asla onu unutturmayan. Sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren…

Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek. Boğazınız düğümlenecek, dinleyemeyeceksiniz. Uyumak zor, uyanmak kolay olacak. Sabahı iple çekeceksiniz. Bazen de ‘‘Hiç güneş doğmasa” diyeceksiniz. Ne geceler rahatlatacak sizi ne gündüzler. Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksiniz…

Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önünüze çıkana sarılmak isteyeceksiniz. Nafile. Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek. Rüyalar göreceksiniz, gerçek olmasını istediğiniz. Her sıçrayarak uyandığınızda onun adını söylediğinizi fark edeceksiniz…

Telefonun çalmasını bekleyeceksiniz. Aramayacağını bile bile. Her çaldığında yüreğiniz ağzınıza gelecek. Ağlamaklı konuşacaksınız arayanlarla. Yüreğiniz burkulacak. Canınız yanacak. Bir daha sevmemeye yemin edeceksiniz. Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinizden. Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksınız. Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğiniz için kendinizden nefret edeceksiniz…

Yaşadığınız şehri terk etmek isteyeceksiniz. Onunla hiçbir anınızın olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek. Ama bir umut. Onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu. Bu umut sizi gitmekten alıkoyacak. Gel gitler içinde yaşayacaksınız.

Tabi buna yaşamak denirse…