Cehennem

Adamın birisi ölmüş, cehenneme gönderilmiş. Adamın yüzünden düşen bin parça.

Tam o sırada bir zebani ile karşılaşmış.

Zebani sormuş:

Zebani (Z)- Neden üzgünsün bu kadar?
Adam (A)- Ben cehenneme gelmeyi beklemiyordum, daha ne olsun?

Z- Ama biz cehennemde çok eğleniriz. Sigara sever misin sen?
A- Sigara mı? Ne demek sever misin? Sigarasız hayat geçer mi beee?
Z- Ne güzel. Demek ki pazartesi günlerini çok seveceksin. Pazartesileri bizim duman günümüzdür. Puro, sigara, pipo. Ne istersen, istediğin kadar serbest.
A- Ne güzel ya…

Z- İçki sever misin peki?
A- Sevmek de laf mı bee. Ayık dolaşmazdım ki ben.
Z- Salı günlerine bayılacaksın o zaman. Burada bir barımız vardır, yok yok…
A- Ben burayı çok seveceğim galiba…

Z- Kumar oynar mısın?
A- Kumar da mı var burda bee? Arkadaşlarla saatler boyu kumar masasından kalkmazdık.
Z- O zaman çarşambalar bir başka olacak. Çarşambaları hep birlikte kumar partisine otururuz, saatler boyu oynarız. Poker, Rulet, ne istersen…
A- Heyyt beee

Z- Hap kullanır mısın?
A- Kulanırım tabii ki.
Z- O zaman perşembe senin günün. Bir kase dolusu hap seni bekliyor olacak.
A- Oooh oooh.

Z- Eşcinsel misin? (Adam bu soru üzerine biraz duraklar)
A- Yoooo. O nerden çıktı şimdi?
Z- Tüh… O zaman cumalardan hep nefret edeceksin.

Ben Yıkarım

Adamın biri motosiklet almış. Satıcı adama bir kutu vazelin hediye ederek, yağmurlu havalarda bunu metallere sür pas yapmaz demiş. Ve aadm motoru göstermek üzere kıs arkadaşına gitmiş…

Neyse akşama doğru kız gel seni bize götürüp ailemle tanıştırayım hem de akşam yemeği yeriz demiş. Ve bir hatırlatmada bulunmuş. Yalnız dikkat et bizim evde yemek yerken kimse konuşmaz. Konuşan bulaşıkları yıkar…

Adam 4 kişinin bulaşığından ne olacak diye düşünürken eve girdiklerine bir de ne görsün, dağ taş her yer bulaşık. Ulan bir konuşursak yandık demiş.

Yemek yerken aklına ulan ben şimdi bu kızın elini tutsam kimse bir şey diyemez fikri gelmiş. Kızın elini tutmuş kimseden çıt yok. Bir de öpeyim demiş, öpmüş yine çıt yok. Ulan ben bunu götüreyim demiş, herkesin gözü önünde halletmiş ama yine çıt yok.

Adam iyice pişkinliğe vurup, yahu bunun anası da güzelmiş deyip onu da götürmüş. Gene çıt yok.

Tam bu sırada dışarıda gök gürleyip yağmur yağmaya başlamış. Bizimki motoru paslanmasın diye aldığı vazelini cebinden çıkardığı an da kızın babası bağırarak ayağa fırlamış.

Tamam tamam koy onu yerine, bulaşıkları ben yıkarım…

Bitmemiş Senfoni

Bir sanayi şirketinin genel müdürü ve aynı zamanda bir kültür vakfınca kurulan senfoni orkestrasının yönetim kurulu başkanı, ayın konseri Schubert’in “Bitmemiş Senfonisi” ne gidemediğinden yerine şirketin verimlilik uzmanını gönderir. Ertesi hafta verimlilik uzmanından teşekkür yerine bir değerlendirme raporu alır.

Sayın Genel Müdürüm;

  1. Dört obuacı konserin önemli bir zaman diliminde boş oturmuşlardır. Bunların sayısı azaltılmalı ve diğerlerinin konsere daha çok katkısı sağlanmalıdır.
  2. On iki kemancı aynı anda aynı hareketi yapmakta, aynı notaları seslendirmektedir. Burada da personel tasarrufu yapılmalıdır.
  3. Özellikle onaltılık notaların çalınması oldukça gereksizdir. Çünkü izleyiciler sekizlik notalarla onaltılık notalar arasındaki farkı anlar görünmemektedir. Dolayısıyla, sekizlik notalarla eser icra edilmeli, yüksek ücretli keman ustaları yerine stajyerler kullanılarak masraf düşürülmelidir.
  4. Yaylı sazlarla işlenen pasajların nefesli sazlarla yapılan aynen tekrarı önlenebilir; böylece iki saatlik konser 20 dakikaya iner. Eğer, Schubert bütün bunları dikkate almış olsaydı, “Bitmemiş Senfoni” bitmiş olurdu…