Sümbülüzade Vehbi Efendi

Azm-u hamam edelim, sürtüştürem ben sana,

Kese ile sabunu, rahat etsin cism-u can.

 

Lal-u şarap içurem ve ıslatıp geçirem,

Parmağına yüzüğü, hatem-i zer rahsan.

 

Eğil eğil sokayım, iki tutam az mıdır?

Lale ile sümbülü kakülüne nevcivan.

 

Diz çökerek önüne ılık ılık akıtam,

Bir gümüş ibrik ile destine ab-ı revan.

 

Salınarak giderken arkandan ben sokayım,

Ard eteğin beline, olmasın çamur aman.

 

Kulaklarından tutam, dibine kadar sokam,

Sahtiyenden çizmeyi, olasın yola revan.

 

Öyle bir sokayım ki, kalmasın dışarda hiç,

Düşmanın bağrına, hançerimi nagehan.

 

Eğer arzu edersen, ben ağzına vereyim,

Yeter ki sen kulundan lokum iste her zaman.

 

Herkese vermektesin, bir de bana versene,

Avuç avuç altını, olsun kulun şaduman.

 

Sen her zaman gelesin, ben Vehbi’ye veresin,

Esselamun aleyküm ve aleykümesselam.

Seni Seviyorum Dedi Mi Sana

Kelebek.jpg

– Seni seviyorum dedi mi sana?

– Demedi. Ama seviyor gibiydi. Bana öyle geliyordu yani. Tamam benim gibi sevmiyordu belki ama sevecekti. Beni sevmesi için gereken her şeyi yapıyordum. Tek istediğim umudumu kırmaması ve bana biraz güvenmesiydi.

– Öyle olur mu lan? Sevmek denilen şey böyle bir şey değil. Süs bitkisi gibi ışığı suyu sağlayınca yeşertip büyütemezsin onu. Sana karışık gibi görünen şey aslında çok basit. Birini seviyorsan seversin sevmiyorsan da sevmezsin. Bazen de ikisi birbirine karışır.

– Peki abi, sevip sevmediğini nasıl anlarsın?

– Bak o biraz karışık işte. Bir sevgilim vardı benim. Sürdü bir süre. Geçmiş zaman. Neyse bir hafta sonu beraberdik bununla. Gezdik, yedik, içtik falan. Sonra pazar akşamı trene bindirip uğurladım Ankara’ya. Trenden inince aradı hemen beni. Sanki az önce yanından ayrılmışım gibi değil de aylardır görüşmemişiz gibiydi. Bir ara peş peşe seni seviyorum dedi. Seni seviyorum seni seviyorum seni seviyorum… Çok hoşuma gitti elbet. Biraz daha konuşup kapattık.

– Ee, sonra?

– Salı günü ayrıldık, yine bir telefon konuşmasıyla. Eski sevgilisi aramış bunu, buluşmuşlar. Sonra aslında birbirlerini unutamadıklarını fark edip tekrar denemeye karar vermişler. Ne deniyorlarsa artık. Bozuldum tabi. Ağladım, yalvardım, tehdit, küfür kıyamet.. Ama faydası olmadı tabi.

– Yani yalan mı söylemiş? Sevmiyor muymuş seni?

– Bilmiyorum. Başta öyle zannettim tabi. Sonra zaman geçince şöyle düşünmeye başladım. Belki o ana kadar ve öncesinde gerçekten sevmiştir beni. Hatta belki insan aynı anda iki kişiyi bile sevebiliyordur. Yani belki yalan söylememiştir.

– Yani abi?

– Yanisi şu. Sen artık bir şey yapma. Bırak. Eğer seviyorsa seviyordur. Sevmiyorsa da sevmiyordur. Üzerine gitmenin, sıkıştırmanın hiçbir faydası olmaz. Bırak. Sevecekse seni, sever. Sevmeyecekse de ne yaparsan yap sevmez. O yüzden hezeyana kapılıp saçmalama.

– İyi de abi ben onu çok seviyorum.

– Biliyorum. Bakma inanmaz gibi durduğuna, bence o da biliyordur. Ama şunu unutma bu tek başına hiçbir işe yaramaz. Eğer birini seviyorsan ve o seni sevmiyorsa bundan çok güzel kaos çıkar. Bir sürü şiir, sağlam bir roman ve anlatacak bir sürü hikaye çıkar. Uykusuz geçen geceler, parklarda içilen şaraplar, yerli yersiz kıskançlık krizleri çıkar. Ama sevgine karşılık çıkar mı? O biraz zor işte.

Ne Güzel Kadındın Sen

13151677_10209292511730469_1252442757145267180_nNe güzel kadındın sen.
Mis kokardı bulaşıktan buruşmuş ellerin.
Ne güzel kadındın sen.
Hani körüklü otobüsler yeni çıkmıştı her cumartesi, pazar yüzümü gözümü sımsıkı sarıp, Yeniköye giderdik teyzemlere.
Ne güzel kadındın sen.
Kendin hiç bilmedin ama boğulma pahasına bana yüzmeyi öğrettin.
Ne güzel kadındın sen.
Tek başıma ayakta duramadığım yıllarda ne güzelde tutardın bir elinle göbeğimden bir elinle sırtımdan.
Ne güzel kadındın sen.
Bakma büyüdüğüme anne! Çekme ellerini üstümden.
Belki inanmayacaksın ama, bu hayatta hala tay tay duramıyorum..